Seri muhakeme usulünde, muhakeme sürecinin kısaltılması amaçlansa da; her şeyden önce belirmek gerekir ki, bu usulün uygulanabilmesi için şüphelinin onayının alınması gerekir. Yani şüpheli önündeki yollardan birini seçecektir…

Bu girişten sonra, seri muhakeme usulü ile ilgili olduğunu düşündüğüm birtakım ceza muhakemesi ilkelerini incelemek gerektiği kanaatindeyim. 

1. Hukuk devleti ilkesi: Bu ilke ile insan haklarının gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması ve güvenliğin temin edilmesi amaçlanmaktadır. Bu noktada soru açısından özellikle adaletin sağlanması çok önemlidir. Çünkü cezalandırmada adaletin sağlanması esas itibariyle diğer tüm ilkelerin temelinde yatan düşüncedir.

2. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkesi : Ceza muhakemesinde şekli gerçekle yetinilmeyip işin esası araştırılır. Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak elbette maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun araştırılmayacak, örneğin sanık veya şüpheliden delil elde etmek için işkenceye başvurulmayacaktır.

3. İnsan haysiyetinin korunması (dokunulmazlığı) ilkesi : İnsan haysiyeti, bilinçli olma, kendi kaderini tayin etme ve kendi çevresini şekillendirme yeteneği veren ve kişiliksizliği ortadan kaldıran ruhtur, manevi güçtür. Hukuk devleti ilkesi, insan haysiyeti kavramının zırhını oluşturmaktadır.

4. Dürüst işlem ilkesi: Ceza muhakemesi işlemlerinin kandırma, yanıltma veya zorlama gibi irade serbestisini engelleyen veya savunmayı kısıtlayan yollara sapılmaksızın, kanunla öngörülmüş bulunan esaslar çerçevesinde yapılmasıdır.

5. Adil Yargılama yükümlülüğü ve adil yargılanma hakkı:  Anayasa’nın 36. maddesine göre, “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmiştir. Bununla beraber adil yargılamanın unsurlarından sayılabilecek diğer ilkelere şunlar sayılabilir:

a. Karar bağımsız, tarafsız ve kanunla kurulmuş mahkemelerce verilmelidir.

b. Makul sürede yargılama yapılmalıdır.

c. Yargılama aleni olmalıdır

d. Yargılamanın denetimi yapılabilmelidir : buna göre kararlar gerekçeli yazılmalı ve kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de gösterilmelidir.

e. Cezalandırılma tehdidi ile karşı karşıya olan kişiler meramını anlatabilmelidir.

f. Davasız yargılama olmamalıdır. Mahkeme ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında karar verebilir. Hakim iddianame bulunmayan bir fiile ilişkin bir karar veremez.

g. Vasıtasızlık ilkesine göre mahkeme hükmü kurarken, kararını olabildiğince delillerle doğrudan ve bizzat temasa geçerek vermelidir.

6. Usul ekonomisi ilkesi: Ceza yargılaması mümkün olan en kısa ve en masrafsız şekilde sonlandırılmalıdır.

7. Delillerin serbest değerlendirilmesi ilkesi: Mahkeme hüküm verirken, delilleri bilime ve vicdani kanaatine göre değerlendirmelidir.

17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun (RG, 24.10.2019/30928) 23. maddesiyle CMK’ye eklenen “Seri Muhakeme Usulü (CMK md. 250)” klasik muhakeme (soruşturma- kovuşturma/yargılama) usulüne göre farklı ve kendine özgü bazı kurum ve kavramları beraberinde getirmiştir. Belirtmek gerekir ki seri muhakeme usulü; kanunda açıkça düzenlenen suçlarla sınırlı olarak yine kanunla belirtilen koşullarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yöntemidir. Bu sistemin getirilmesindeki amaç, ispatı kolay olan, önem derecesi düşük değerlendirilen suçlara ilişkin uyuşmazlıkların hızlı, doğru ve etkili bir şekilde çözülerek bozulan toplumsal barışın tekrar tesis edilmesidir.

Seri muhakemeye konu suçlarla ilgili soruşturmanın başlaması, delillerin toplanması, koruma tedbirlerine başvurmanın mümkün olması gibi olağan soruşturma yöntemiyle tamamen örtüşen noktalar bulunmakla birlikte önemli farkları da vardır. Bunlar: 1) Bir tarafta şüpheli, diğer tarafta savcılık ile hüküm ve denetim makamı olarak mahkemenin bulunması; 2) Şüphelinin daha az bir yaptırım beklentisiyle bu usulün uygulanmasını kabul etmesi üzerine başlaması; 3) fiilin işlendiği hususunda yeterli şüphe olması halinde cumhuriyet savcısının müdafii huzurunda şüpheli ile azaltılmış ve bireyselleştirilmiş yaptırım hususunda uzlaşmaları sonucu düzenlenen talepname ile usulün uygulanmasının, görevli ve yetkili mahkemece yapılan denetimi sonucu kurulacak hükümle sona ermesidir.

Uygulama alanı, koşulları ve sınırlarının kanunla düzenlenmiş olması,  tarafların rıza gösterebileceği bir alanda ve aydınlatılmış onama (şüphelinin özgür iradesine) dayalı bulunması,  şüphelinin istemi üzerine klasik muhakeme usulüne geçişin zorunluluğu, savunma, mahkemeye erişim gibi temel hakların bu usulde bulunması kanımca mantıklı düzenlemedir. Özellikle kişinin müdafisinin bu aşamada yanında bulunması dürüst işlem, insan haysiyetinin korunması ve meramını anlatma ilkesini işler kılması açısından önemlidir. 

Bu usulde cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir talepnamenin, mahkemenin denetimine gönderilmesi, hükmün ise aleni bir şekilde mahkemece kurulması gözetildiğinde, sistemin anayasaya ve ilkelere aykırı bir yönünün bulunmadığı söylenebilse de ben buna katılmamaktayım. Elbette soruşturma aşaması gizli yürütülen bir aşamadır ancak bu usulde daha soruşturma aşamasında hüküm verilmektedir ve hüküm her ne kadar aleni kurulsa da yargılama aleni değildir ve yargılamanın aleniliği ilkesi çiğnenmektedir. 

Cmk m. 250/1’de, “ soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır…” denilmiştir. Bu düzenlemeyle, öncelikle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun değerlendirileceği açıkça ifade edilmiştir. bu noktadaki̇ amaç usul ekonomi̇si̇ni̇n gerçekleşti̇ri̇lmesi̇di̇r. çünkü mahkeme bu tarz basi̇t sayilan i̇şlerle uğraşmayacak, uzun yargılamalar olmayacak ve kısa sürede i̇şler bi̇ti̇ri̇lmeye çalışılacaktır. 

Seri̇ muhakeme usulü, genel olarak mağduru belli bir kişi olmayan, nispeten ispatı kolay, yaptırımları ise hafif kabul edilebilecek belli başlı bazı suç tipleri için benimsemiştir. Bu suçlardan bazıları TCK’da bazıları ise özel kanunlarda düzenlenmiş olsa da TCK’da düzenlenen: hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154/2-3), genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170), trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179/2-3), gürültüye neden olma (madde 183), mühür bozma (madde 203) gibi suçlarda suçu başkasının üstlenebileceği ve suç üstlenme suçunun da oluşabileceği unutulmamalıdır. Fiilin şüpheli tarafından gerçekleştirildiği hususunda “yeterli şüphe/delilin bulunması” halinde şüphelinin seri muhakeme usulünü ve dolayısıyla önerilen yaptırımı kabul etmesi halinde “şüphenin %100 yenildiği” kabul edilerek ek delil araştırılmasına girişilmemektedir. Ancak burada esasen tüm işleri cumhuriyet savcısı yapsa da, savcı da son tahlilde kararı verecek mahkeme de şüphelinin beyanlarının doğruluğunu kendiliğinden araştırması gerekmektedir. Aksi takdirde maddi̇ gerçeği̇n ortaya çıkarılması engellenmiş olacaktır ve bu durumun hukuk devleti ilkesinin ihlaline sebebiyet  vererek adaletin tam olarak sağlanamaması sonucunu doğurması pek muhtemeldir.

Suçun iştirak halinde işlenmesi halinde şüphelilerin her birinin bu usulü kabul etmesi gerekmektedir.  Bunun esas nedeni̇ demokratik bir hukuk devletinde aynı konuda farklı kararlar ve/veya yaptırımların ortaya çıkması, genelde devlete, özelde yargıya olan güveni sarsacağından bütün faillerin aynı usule tabi kılınmalarında kamu yararı bulunmaktadır. Bu düzenlemenin hukuk devleti̇ i̇lkesi̇ i̇le bağdaşabi̇li̇r ni̇teli̇kte olduğunu düşünmekteyi̇m.

Cumhuriyet savcısının seri muhakeme usulünü uygulaması zorunludur. Bu çerçevede şüphelinin öncelikle hakların hatırlatılması/öğretilmesi suretiyle davet edilmesi,  i̇kinci olarak seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirilmesi, bilahare bu çerçevede bir teklifte bulunulması gerekmektedir. Ancak bu durum insan haysiyetinin korunması (dokunulmazlığı) ilkesine aykırıdır. Çünkü cezasında yarı yarıya indirim olacağını duyan şüpheli bu seçeneği çok ciddi bir biçimde düşünecektir. Bu uygulama getirilmemiş olsa kişiye suçu kabullenirse cezasında yarı yarıya indirim yapılacağı söylense kanuna aykırı bir vaat olurdu. Bu bakımdan söz konusu usulün dürüst işlem ilkesine aykırı olduğu kanaatindeyim.

Seri̇ muhakemeni̇n uygulanmasi i̇çi̇n şüpheli̇ye daveti̇ye çıkartılır. Davette seri muhakeme usulü hakkında ayrıntılı bilgilendirmede bulunulması ve sonrasında seri muhakeme usulünün uygulanmasının teklifi için belli̇ tarihte cumhuriyet başsavcılığına davet edildiği, varsa müdafisiyle birlikte davete icabet edebileceği, mazeretsiz olarak gelmediği takdirde bu usulün uygulanmasından vazgeçmiş sayılacağı yazilir. davete i̇cabet edi̇ldi̇ği̇nde tekli̇f aşaması başlar ve cumhuriyet savcısı seri muhakeme usulünün uygulanmasını teklif etmeden önce davete icabet eden şüpheliyi bu usul hakkında detaylı bir şekilde bilgilendirir. İsnat edilen eylem, eylemin oluşturduğu suç ile bu suçun seri muhakeme usulü kapsamına girdiği, kamu davasının açılması için yeterli şüphenin bulunduğu, özgür iradesiyle ve müdafi huzurunda kabul ettiği takdirde bu usulün uygulanacağı ve cezanın yarı oranında indirileceği, teklif edilen yaptırım hakkında talep doğrultusunda mahkemenin hüküm kuracağı, bu hükme karşı itiraz yoluna başvurabileceği, ancak istinaf veya temyiz yoluna başvuramayacağı, teklifi kabulün ancak müdafi huzurunda gerçekleştirilebileceği, seçtiği bir müdafi yoksa istemi aranmaksızın kendisine bir müdafi görevlendirileceği, mahkeme tarafından hüküm verilene kadar her aşamada seri muhakeme usulünden vazgeçebileceği, mahkemece verilen hükmün adli siciline kaydedileceği, bu usulü kabul etmediği takdirde genel hükümlere göre iddianame düzenlenerek hakkında kamu davası açılacağı, seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgelerin, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamayacağı beli̇rti̇li̇r. 

Ancak bu durum büyük sakıncalara neden olacaktır. Kri̇mi̇noloji̇k açıdan suçlu profi̇lleri̇ni̇n pek çoğu eği̇ti̇m düzeyi̇ düşük ve konu i̇le bi̇lgi̇si̇ az olan ki̇şi̇lerdi̇r. her ne kadar ki̇şi̇ye haklarinin detaylı bi̇çi̇mde anlatılacağı beli̇rti̇lse de şu husus gözden kaçırılmamalıdır. Ki̇şi̇ni̇n i̇fadesi̇ni̇n alınması esnasında da bazı hakları vardır ve bu hakların şüpheli̇ye anlatılacağı yazılır. İfade alma, seri̇ muhakeme usulünün uygulanmasına nazaran daha basi̇t bi̇r i̇şlemdi̇r çünkü i̇fade alma sonrasında yargılama devam edecekti̇r. Ancak seri̇ muhakeme kabul edi̇ldi̇ği̇ takdi̇rde artık süreç bi̇tmi̇ş olacaktır. İfade almada dahi̇ ki̇şi̇ çoğu zaman haklarını anlayamamakta i̇ken böylesi̇ ci̇ddi̇ bi̇r durumda, ki̇şi̇ye haklarının ve süreci̇n nasıl i̇şledi̇ği̇ni̇n anlatılmasının pek de etki̇li̇ olacağını düşünmemekteyi̇m. Bu durum özelli̇kle  davasız yargılama olmaz ilkesine aykırıdır. Ayrıca süreci̇n her ne kadar Cumhuri̇yet savcılığında yürütüleceği̇, kararların i̇se mahkemece veri̇leceği̇ beli̇rti̇lmi̇ş olsa da; karar verecek merci̇i̇n esas olarak mahkemeye bırakılmasının amacı, Anayasa’ya aykırılık i̇ddi̇asinin bertaraf edi̇lmek i̇stenmesi̇di̇r. Açıkça belli̇di̇r ki̇ bu düzenlemeni̇n amacı mahkemelerdeki̇ i̇ş yoğunluğunun azaltılmak i̇stenmesi̇di̇r. Seri̇ muhakeme usulünde neredeyse tüm süreci̇ Cumhuri̇yet savcısı halledecek, mahkeme i̇se i̇şle daha da uğraşmamak adına büyük ölçüde savcılığın talepnamesi̇ni̇ kabul edecekti̇r. Delillerin mahkemece neredeyse incelemeyeceğinden, delillerin serbest değerlendirilmesi ilkesine uyulduğunu söylemek de güçleşecektir. Maddede mahkemeni̇n de sürece dahi̇l edi̇lmi̇ş olmasinin yanıltıcı olduğu düşüncesi̇ndeyi̇m. Bu nedenle düzenleme kararın bağımsız, tarafsız ve kanunla kurulmuş mahkemelerce veri̇lmesi̇ i̇lkesi̇ni̇n dolanılması anlamındadır. Bu durum davasız yargılama olmaz ilkesine, vasıtasızlık ilkesine de aykırıdır.

Cumhuriyet savcısı, görevli mahkemeden usulünün uygulanmasını yazılı olarak talep eder ve şüpheli ile müdafi aynı gün görevli mahkemeye yönlendirilir. Bu husus her ne kadar genel olarak seri̇ muhakeme usulünü eleşti̇rsem de, en azından prosedürün kısa sürede bi̇tmesi̇ açısından ve usul ekonomi̇si̇ açısından yeri̇ndedi̇r.

Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir (cmk md. 250/14, 267-271).  Yaptırım çeşidi istinaf ve/veya temyiz kanun yolu kapsamına girse dahi bu yollara başvuramaz. Bununla birlikte koşulların bulunması halinde “kanun yararına bozma (cmk md. 309” veya “yargılanmanın yenilenmesi (cmk md. 311- 323)” olağanüstü kanun yollarına gidilebilir. Yargılamanın denetimi yapılabilmesi̇ i̇lkesi̇ne aykırı olmadığı düşüncesi̇ndeyi̇m. Elbette ki̇şi̇ seri̇ muhakeme usulünü özgür i̇radesi̇ ve bi̇li̇nçli̇ olarak kabul etti̇ i̇se o halde zaten, adeta kendi̇ i̇radesi̇ i̇le cezalandırılan ki̇şi̇ni̇n bu cezalandırılmaya i̇ti̇raz etmesi̇ni̇n bi̇r anlamı yoktur. Kaldı ki̇, örneği̇n suçu o ki̇şi̇ni̇n i̇şlemedi̇ği̇, örneği̇n suçu üslendi̇ği̇ bi̇r durumda, sonradan yeni̇ deli̇ller ortaya çıkarsa yargılamanın yeni̇lenmesi̇ gi̇bi̇ olağanüstü kanun yoluna dahi̇ gi̇di̇lebi̇li̇r. Ayrıca beli̇rtmem gereki̇r ki̇, her ne kadar i̇şi̇n neredeyse tümünü Cumhuri̇yet savcılığı yapsa da, sonuçta karar mahkemece veri̇lmektedi̇r ve bu kararlar gerekçeli yazılmalı ve kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de gösterilmelidir.

Belirtmek gerekir ki iddianamenin kabulünden sonra seri muhakeme usulünün uygulanmadığından veya suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle bu usulün uygulanması için iddianame Cumhuriyet başsavcılığına gönderilemez. Bu durumun maddi̇ gerçeği̇n ortaya çıkarılmasında sorunlar yaratacağı düşüncesi̇ndeyi̇m. İki̇ ki̇şi̇ düşüneli̇m ve aynı suçtan şüpheli̇ durumunda bulunsunlar. Bu ki̇şi̇lerden i̇lki̇ suçsuz ve bu durumu kanıtlamak i̇steyen; di̇ğeri̇ i̇se suçlu, suçunu i̇krar etmekte ve en az cezayı almayı hedeflemektedi̇r. Bu ki̇şi̇lerden suçsuz olan seri̇ muhakeme usulü kapsamında olan bi̇r suçta, her ne kadar suçsuz olduğunu bi̇lse de cezalandırılma korkusu i̇le tekli̇fi̇ kabul etmi̇ş ve cezasında yarı oranında i̇ndi̇ri̇m yapılmış olsun. Suçlu olan di̇ğer şahıs hakkında i̇se Cumhuri̇yet savcısı i̇şi̇ni̇ bi̇lerek veya bi̇lmeyerek düzgün yapmamış, i̇ddi̇aname düzenlemi̇ş ve mahkeme de bu i̇ddi̇anameyi̇ kabul etmi̇ş ve mahkeme ki̇şi̇ye suç i̇çi̇n öngörülen cezanın en üst sınırından ceza veri̇lmi̇ş olsun. İddi̇anameni̇n kabul edi̇lmesi̇nden sonra seri̇ muhakeme usulüne geçi̇lemeyeceği̇nden, i̇ki̇nci̇ şahsın daha az ceza alma hakki adeta eli̇nden alınmış olacaktir.

Ayrıca belirtilmelidir ki seri̇ muhakeme usulü yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hallerinin bulunması halleri̇nde uygulanmamaktadır. özelli̇kle yaş küçüklüğü ve sağır ve di̇lsi̇zli̇k halleri̇nde, bu usulün uygulanmaması eşi̇tli̇k i̇lkesi̇ne aykırıdır. Madem ki̇ bu usulde de zorunlu müdafi̇ si̇stemi̇ var ve ki̇şi̇lere hakları anlatılıyor, o halde örneği̇n 45 yaşındaki̇, aklı yerinde sağır ve di̇lsi̇zi̇n cezasında yarı oranda i̇ndi̇ri̇m lüksüne ulaşamaması yeri̇nde deği̇ldi̇r.

Kanunlar, özelli̇kle de ceza kanunları daha çağdaş sevi̇yeye ulaşmaya çalışır. Muhakkak ki̇ kanunkoyucunun seri̇ muhakeme usulü geti̇rmesi̇ndeki amaç da budur. Ancak yeni̇ bi̇r düzenleme olması ve esas amacının mahkemeleri̇n i̇ş yükünü azaltmak, yargılamayı makul sürelere i̇ndi̇rmek olduğu belli̇ olsa da; faydaları olacağı gi̇bi̇ ceza muhakemesi̇ne haki̇m olan pek çok i̇lkeni̇n i̇hlali̇ni̇ doğuracağı da açıktır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.