Netice sebebiyle ağırlaşmış suç, TCK m. 23’te düzenlenmiş ve, “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” denilmiştir.Görüldüğü üzere neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun iki şekli vardır. İlki fiilin kastedilenden daha ağır neticenin oluşmasına sebebiyet verilmesi; diğeri ise fiilin failin istediği netice yanında başka bir suça sebebiyet vermesidir. Ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda temel suç kasten işlenmelidir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda temel suça ilişkin hareket ile başka ya da ağır netice arasında nedensellik bağlantısı bulunmalıdır.Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin olarak kanunda açık düzenleme bulunmalıdır. Bu nedenle TCK m. 23 her ağır ya da başka netice bakımından uygulanabilir değildir. Ancak kanımca bu düzenlemeye TCK’nın genel hükümler kısmında yer vermektense, örneği̇n tck m. 87’de düzenlenen “neti̇cesi̇ sebebi̇yle ağırlaşmiş yaralama”da olduğu gi̇bi̇, hangi̇ suçta neti̇ce sebebi̇yle ağırlaşma i̇hi̇tmali̇ varsa o suç i̇çi̇n ayrı ayrı düzenleme yapılabi̇li̇rdi̇.

Konuya dönmek ve birkaç suçun değerlendirilmesi gerekirse: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamanın düzenlendiği TCK m. 87’in 1. ve 2. fıkrasındaki düzenlemeler, kastedilenden daha ağır neticenin gerçekleşmesine örnek gösterilebilir. TCK 87/1 ve 87/2’de korunan hukuki değer kişinin vücut bütünlüğüdür. TCK 87/1 ve 87/2 neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça uygundur. Şöyle ki, her iki fıkra da yaralama fiillerinin kasten işlenmesini aramaktadır. Buna ek olarak kasten yaralama neticesinde aynı mağdurda TCK m. 86’ya göre daha ağır neticeler oluşmaktadır. Ayrıca, madde başlığı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamadır ve  neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar için aranan kanundaki açıkça düzenleme burada mevcuttur. 

Taksirle yaralama TCK m. 89’da düzenlenmiş olup, maddenin 2. ve 3. fıkrasında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamaya benzer bir düzenleme getirilmiş olsa da, söz konusu fıkralar neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça dahil edilemez. Bunun temel sebebi, TCK m. 23’teki esas şart temel suçun kasten gerçekleştirilmesidir. Ancak madde, taksirle yaralamadan bahsetmektedir. 

TCK m. 97’de terk suçu düzenlenmiş ilk fıkrasında “Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”; ikinci fıkrasında ise, “Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.” denilmiştir.

Terk suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hal açısından değerlendirilmesi gerekirse: Terk suçu kasten i̇şlenebi̇li̇r çünkü taksi̇rli̇ hali̇ kanunda düzenlenmemi̇şti̇r. Örneğin ebeveyn, bebeğini yaz günü, güneşin altında, camları kapalı bir arabada kasten değil de dalgınlığı ve özen yükümlülüğünün ihlali sebebiyle arabada unutur, başka bi̇r neti̇ce olan çocuğun ölümü gerçekleşi̇rse, fai̇l terk suçundan cezalandırılmaz. Çünkü suçun temel hali̇ kasten gerçekleşti̇ri̇lmemi̇şti̇r. Yani̇ böyle bi̇r örnekte tck m. 97/2 uygulama alanı bulmaz. çünkü fai̇li̇n hareketi̇ kasten başlamamıştır.

Ayrıca belirtmekte fayda vardır ki TCK m. 97/2’nin kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesine dolayısıyla Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca ağır ya da başka netice bakımından taksir düzeyinde kusurun varlığının yeterli olması ve cezaların bu kusur düzeyine göre ağır olması gerekçeleri ile eleştirilmektedir. Ancak ben bu görüşlere katılmamaktayım. Çünkü neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda temel suç kasten işlenmelidir ve ağır veya başka neticenin en azından taksirle işlenmesi kişinin kusurlu olduğunun göstergesidir. Kusurlu olan ve suçun diğer unsurlarını da gerçekleştiren fail cezalandırılmalıdır. Kaldı ki Ceza Hukuku’nun temel amaçlarından bazıları kamu düzeni ve güvenliğinin, toplum barışının korunmasıdır.  Örneğin bu suçta terkeden kişi, terkedileni koruması gerektiğini çoğu zaman bilmektedir. Terk suçunun fai̇li̇, kasten gerçekleşti̇rdi̇ği̇ hareket neti̇cesi̇nde m. 97/2’deki̇ durumlar gerçekleşti̇ği̇nde bu neti̇celer açısından en azından taksi̇ri̇ varsa cezalandırılmalıdır. Kaldi suçun temel hali̇ni̇ taksi̇rle i̇şlemesi̇ mümkün deği̇ldi̇r ve ağır veya başka neti̇ceden de böyle bi̇r durumda sorumlu olması düşünülemez. bu sebeple m. 97/2’ni̇n Anayasa’ya ve kusur i̇lkesi̇ne aykırı olduğu görüşüne katılmamaktayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.