I. OBJEKTİF CEZALANDIRILABİLME ŞARTININ TANIMI

Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun tüm unsurlarıyla gerçekleşmiş olmasına rağmen, failin cezalandırılması için kanunun ayrıca aradığı şartlardır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde kişi, haksızlık ve suç teşkil eden eylemi sebebiyle ceza yaptırımına tabi tutulamaz.

II. KAVRAMSAL PROBLEM

Objektif cezalandırılabilme şartları kavramında geçen “objektif” kelimesinin duruma netlik kazandırmadığı ortadadır. Ayrıca TCK’da bu kavrama yer verilmediği gibi, kanuni düzenlemelerden yola çıkılarak da, bu kavram hakkında net bir sonuç elde edilmemiştir. Bu nedenle bu alanda üzerinde birlik sağlanmış bir tanım yapılamamıştır.

III. OBJEKTİF CEZALANDIRILABİLME ŞARTLARININ SUÇUN UNSURLARI İLE İLİŞKİSİ

A. Genel Olarak

Objektif cezalandırılabilme şartları, haksızlığın belirlenmesi noktasında önem arz etmekle birlikte suçun unsurlarına dâhil değildir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, objektif cezalandırılabilme şartlarını suçun unsurları ile birlikte açıklamaya çalışmakta fayda vardır.

B. Suçun Unsurları

Suç: Tipe uygun, hukuka aykırı, kural olarak kasten işlenen bir insan davranışıdır. Kişi bu davranışı neticesinde ayrıca kusurlu ise cezalandırılır. O halde suçun:

Tipiklik (Tipikliğin objektif  nitelikli unsurları: fail, mağdur, hareket, netice, hareket ile netice arasında nedensellik bağı; tipikliğin subjektif unsurları: kast ve taksir), 

Hukuka aykırılık,

Kusur

olmak üzere üç unsurunun olduğunu söylemek mümkündür.

Bir kimsenin işlediği fiilde bu üç unsur birlikte bulunduğu takdirde suçun varlığından söz edilir. Bu unsurlardan herhangi birinin yokluğu, fiili suç olmaktan çıkarır, hukuk düzeninin koruduğu bir eylem haline getirir. Objektif cezalandırılabilme şartlarının yukarıdaki üç unsur ile bağlantısı ayrı ayrı incelenecektir.

C. Tipiklik ve Objektif Cezalandırılabilme Şartları

Kanun koyucu haksızlığın unsurlarını bir araya getirirken bu unsurların özelliklerini suç tipinde gösterir. Tipiklik, hukuka aykırılık ve kusura ek olarak cezalandırılabilirlik için objektif cezalandırılabilme şartlarına yer verilmiştir. Ancak hukuki bir figür olarak objektif cezalandırılabilme şartlarına, tipiklik kapsamında bir yer bulunamamaktadır. Bu noktada tipikliğin objektif ve subjektif unsurları incelenerek objektif cezalandırılabilme şartlarının tipiklikle bağı açıklanmaya çalışılacaktır.

1. Tipikliğin Objektif Unsurları

a. Hareket

Nedensel-doğal hareket teorisi esas alındığı takdirde hareket ile objektif cezalandırılabilme şartları farklılık arz eder. Bu teoriye göre hareket, iradi insan davranışıdır. Objektif cezalandırılabilme şartları ise, bu kapsamda değerlendirilemeyecektir. Nitekim bu koşullar, failin dışında olup, objektif bir niteliğe sahiptir. 

Final hareket teorisine göre ise, hareketin iradi olmasının yanı sıra belirli bir amaca yönelmesi gerekmektedir. Bu durumda da tipikliğin dışında yer alan ve failin kast veya taksiri kapsamında olmayan koşulların, amaçsal hareket kapsamında ele alınamayacağı açıktır. 

Sosyal hareket teorisi bakımından ise, sosyal açıdan önemli iradi davranış olan hareket ile objektif cezalandırılabilme koşulları benzerlik içermemektedir. Söz konusu koşulların, sosyal açıdan önemi tartışma konusu değildir. Objektif cezalandırılabilme koşulları, iradi insan davranışından bağımsız olmakla birlikte bu koşullar, sosyal açıdan önemli iradi insan davranışı kapsamında değerlendirilemez.

Objektif cezalandırılabilme koşulları ile hareket arasında bağlantı mevcut olsa dahi bu koşulların hareketin kapsamında, harekete dâhil olmaları kabul edilebilir değildir. Ancak bazen bir hususun hareketin kapsamında mı ele alınması gerektiği yoksa objektif cezalandırılabilme koşulu olarak mı değerlendirileceği tartışmalı olabilir. Bu noktada kanunun lafzı başta olmak üzere ilgili hüküm yorumlanarak bir sonuca varılmalıdır. 

b. Netice

Netice, hareketin dış dünyada meydana getirdiği değişikliktir. Ancak suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurlardan biri olan netice, dış dünyada meydana gelen her türlü değişiklik değil, kanuni tarifte unsur olarak yer alan değişikliktir.

Bir durumun netice mi yoksa objektif cezalandırılabilme koşulu mu olduğu hakkında yapılan değerlendirmede şu husus dikkate alınmalıdır: Objektif cezalandırılabilme koşulu kastın kapsamında değil iken, netice unsuru kastın hatta bilinçli taksirin kapsamındadır. 

c. Nedensellik Bağı

Nedensellik bağı, kısaca hareket ile netice arasındaki sebep sonuç ilişkisini ifade eder. Dış dünyada meydana gelen değişiklik olarak ifade edilen netice ile hareket arasındaki nedensellik bağının mevcudiyeti, neticenin faile yüklenebilmesi noktasında önemlidir. Hareket ile netice arasında nedensellik bağı tespit edilemediği takdirde netice faile yüklenemeyecektir.

Objektif cezalandırılabilme şartları yukarıda belirtildiği üzere farklı kavramlardır. Bu sebeple oluşan netice ile objektif cezalandırılabilme şartları arasında nedensellik bağı aranamayacaktır. Kaldı ki objektif cezalandırılabilme şartları failin iradesi dışında olduğundan neticeye sebep olan hareket olarak düşünülemez. 

2. Subjektif Unsur

Tipikliğin subjektif unsurları kapsamında kast ve taksir inceleme konusu yapılmaktadır. TCK m.21’de suçun oluşmasının kastın varlığına bağlı olduğuna yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kastın tanımından yola çıkılarak suçun kanuni tanımında yer alan objektif cezalandırılabilme koşullarının da kastın kapsamında olup olmadığı meselesi tartışılmaktadır.

Bu bağlamda, madde gerekçesine göz atıldığında objektif cezalandırılabilme koşullarının kastın kapsamına dâhil olmadığı şeklindeki bir açıklamaya yer verildiği görülmektedir. TCK m. 21’in madde gerekçesi şu şekildedir: “Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. Suç tanımında yer almakla birlikte, fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların gerçekleştiğinin bilinip bilinmemesi, kastın varlığı açısından önem taşımamaktadır. Örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun arandığı suçlarda bu koşulun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi gerekmez…”.

Suçun unsurları ve objektif cezalandırılabilme koşulları arasındaki esas farklılığın sübjektif unsurlar bağlamında olduğu belirtilmektedir. Objektif cezalandırılabilme koşullarının kastın kapsamında olmaması, bu koşulların fiilin haksızlık içeriğine bir etkisinin bulunmaması ile açıklanmaktadır.

Bazı yazarlar, şu tespitte bulunmuşlardır: Objektif cezalandırılabilme koşulları, failin kastı kapsamında değil iken; failin kastı veya taksiri suçun unsurlarını kapsamak zorundadır.

Sonuç olarak, objektif cezalandırılabilme koşullarının sübjektif bağlantının kapsamında dışındadır. Objektif cezalandırılabilme koşulları, kast ve taksir bakımından önem arz etmeyen genel anlamda cezalandırmaya neden olan koşullardır. Ancak bu koşula yer veren suçlar bakımından koşulun gerçekleşmesi halinde bilmeme, istememe veya öngörmeme durumu faili cezalandırmadan korumayacaktır. Bu durum, TCK 2003 Tasarısı’nın 20/3 maddesinde; ‘kanunun, failin cezalandırılmasını bir koşulun gerçekleşmesine bağlı tuttuğu suçlarda bu koşul istenmemiş olsa da fail cezalandırılır’ şeklinde açıklanmıştır.

3. Objektif Cezalandırma Şartlarının Tipiklik Eklentisi Olarak Değerlendirilmesi 

Objektif cezalandırılabilme şartları, tipikliğin dışında olan ancak tipikliğe eklenmesi gereken şartlar olarak da ifade edilebilir. Düşünceme göre objektif cezalandırılabilme şartları tipikliğin uzantısı olarak cezalandırılabilirliğin maddi bir koşulu biçiminde değerlendirilmelidir. Çünkü objektif cezalandırılabilme şartları, tipikliğin objektif ve sübjektif unsurlarından ayrı bir yere sahip olduğu gibi, haksızlık ve kusura da dahil değildir. Ayrıca objektif cezalandırılabilme şartlarının tipikliğin eklentisi olarak suçun manevi unsurlarından sonra değerlendirilmesinin pratik açıdan sağladığı fayda büyüktür.

D. Hukuka Aykırılık ve Objektif Cezalandırılabilme Şartları

Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık, hukuk düzeni tarafından işlenen fiile cevaz verilmemesi, müsaade edilmemesi anlamına gelir. Bu durum, o fiilin aslında bütün hukuk düzeni ile çelişki, çatışma halinde olmasını ifade eder. Failin kanuni tanıma uygun, tipte yer alan fiili işlemesi doğrudan hukuka aykırılık anlamına gelmeyip, hukuka aykırılığa bir karine teşkil etmektedir.

Unsurlara dâhil kabul edilmeyen objektif cezalandırılabilme şartları, bu kabulün doğal bir sonucu olarak suçun unsurlarından biri olan hukuka aykırılık unsuru kapsamında incelenemeyecektir. Kaldı ki hukuka aykırılığın oluşması için bir fiil gerekmekte, fiil ise failin kastı veya taksiri doğrultusunda gerçekleştirilmekte olup; objektif cezalandırılabilme şartları kast ve taksir dışında olup hukuka aykırılığı kendi başına meydana getirememektedir.

1. Hukuka Uygunluk Sebebi ve Objektif Cezalandırılabilme Şartı

Bazı durumlarda hem bir hukuka aykırılığı kaldıran sebebin varlığı hem de objektif cezalandırılabilme koşulu mevcut olabilir. Örneğin, Al. CK § 231’de kavgaya katılma suçu ile ilgili olarak meşru savunma hukuka uygunluk sebebi söz konusu olabilir. Kavga, bir insanın ölümü ya da yaralanmasına sebep olmuşsa, objektif cezalandırılabilme koşulu gerçekleşmiş kabul edilecektir. Fakat olayda, bir hukuka uygunluk sebebi mevcut olduğu için objektif koşul gerçekleşmiş olsa dahi fiil, hukuka uygun olacaktır. 

Objektif cezalandırılabilme şartı  hukuka aykırılık unsuru kapsamının dışında olduğundan; hukuka uygunluk sebebinin varlığı halinde, objektif cezalandırılabilme koşulu da hukuka uygun hale gelmemektedir. Çünkü objektif cezalandırılabilme şartlarının kaderi, hukuka aykırılık unsurunun kaderine bağlı değildir.

E. Kusur ve Objektif Cezalandırılabilme Şartları

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri “kusursuz ceza olmaz ilkesi”dir. Kusurluluk ceza yaptırımı için bir şart iken, kusurun ölçüsü de hükmedilecek ceza için belirleyicidir. Somut olayda verilecek ceza, kusur oranında olmalıdır. Ceza hukukunda sorumluluğun doğabilmesi için kusurun varlığı aranmakta olup, bunun sınırı kusurla çizilmiştir. Kusur ilkesi, kişi ve toplum arasında hukuki değerlere yönelik mevcut çatışmaları adil bir şekilde dengelemeyi amaçlar. Nitekim bu ilke ile bir yandan özgürlüğün yanlış kullanılmasının engellenmesi, diğer yandan haksızlık ve kusur denkliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

Kusur kapsamında hukuka uygun davranması gereken kişinin, hukuka aykırı davranarak kusur yeteneğini kötüye kullandığı kabul edilmektedir. Kusurlu davranış, failin hukuk normlarına uygun davranma imkân ve kabiliyeti olmasına rağmen aykırı davranmayı tercih etmesi sonucu gerçekleştirdiği davranıştır ve bu sebeple fail kınama yargısına tabi tutulabilir.

Kusurun unsurları olan algılama ve irade yeteneğinin varlığı, somut olay dikkate alınarak tespit edilmelidir. Bu bağlamda kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama, diğer bir ifadeyle kınama yargısına karşı haksızlığı kavrama yeterliliği veya idrak yeteneğinin varlığı ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olması halinde kusur yeteneği mevcuttur. Ceza kanunu, herkesin cezai davranış normlarına uyma yeteneğine sahip olduğundan yola çıkar. Bununla birlikte işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişi hakkında kusur yeteneği olmadığından, işlenen fiil suç niteliğinde olsa dahi ceza uygulanmayıp, güvenlik tedbirine hükmolunur . 

Doktrinde, objektif cezalandırma şartları kurumunun kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğine ilişkin eleştirilere rastlanmaktadır. Nitekim bu koşulların objektif yapısı ve failin kusuruna bağlı olmayan özelliği nedeniyle ceza hukukunun dogmatik şemasına uymadığı ileri sürülmektedir. Çünkü varlığı halinde failin cezalandırılmasına sebebiyet veren objektif cezalandırılabilme koşulları, kusur kavramının dışındadır ve kişi cezalandırılmasına sebebiyet veren bir durumu kendi kusuru ile gerçekleştirmemektedir. Bu bağlamda, failin kusuru dışında kalan tesadüfî durumlardan ötürü cezalandırılamayacağı ve failin kusurunun haksızlık tipinin bütün unsurlarını içermek zorunda olduğu ifade edilmektedir. Ancak benim de katıldığım ağırlıklı olarak kabul edilen görüşe göre objektif cezalandırılabilme şartları kurumu haksızlık açısından önem teşkil etmemektedir ve suçun diğer unsurlarının gerçekleştiğinde dahi cezalandırılmaya değer bir haksızlık varken, objektif cezalandırılabilme koşulu kusur prensibinin ihlali sonucunu doğurmaz. Her ne kadar bu koşulların kusur ilkesini ihlal ettiği ileri sürülmüş olsa dahi, kusur prensibine bir istisna teşkil edebilecek nitelikte olmaları ve cezalandırmayı fail lehine sınırladıkları ölçüde kabul edilmeleri, söz konusu prensiple bağdaşabilir niteliktedir.

Suç öğretisinde kusurun kapsamında olmamasından dolayı kusur değerlendirmesinden sonra ve muhakeme koşullarından önce incelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Bu görüş, aynı zamanda söz konusu koşulların kusurluluktan bağımsız ele alınmasının bir sonucudur ve bugün hakim görüş bu yöndedir. 

F. Objektif Cezalandırılabilme Şartlarının Suçun Unsurlarının Dışında Oluşu

Suçun unsurları ve objektif cezalandırılabilme şartları arasındaki en belirgin fark, failin bu olaya sebebiyet verip vermediğidir. Objektif cezalandırılabilme şartları failin kastı ve taksiri dışında olduğundan, ayrıca hukuka aykırılık ve kusur kavramlarından da farklı olduklarından dolayı bu şartlar suçun unsuru değildir. Ayrıca suçun unsurlarının oluştuğu ancak objektif cezalandırılabilme şartlarının oluşmadığı bir durumda, fiil esasen suç teşkil etse de cezalandırılamaz ve mahkemenin ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. Bu sebeple objektif cezalandırılabilme şartları suç unsurlarının dışındadır.

IV. OBJKETİF CEZALANDIRILABİLME TÜRLERİ

Objektif cezalandırılabilme şartları, “gerçek” ve “görünüşte” objektif cezalandırılabilme şartları ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bu ayrım, objektif cezalandırılabilme şartının haksızlığın cezayı gerektirmesi bakımından kurucu bir özellik taşıyıp taşımadığı noktasından hareketle yapılmaktadır. 

Haksızlığın cezalandırılabilirliği bakımından kurucu bir özellik taşımayıp sırf cezalandırılabilirliği sınırlayan bir fonksiyon icra eden cezalandırılabilme şartlarına “gerçek objektif cezalandırılabilme şartları” denilmektedir. Buna karşılık haksızlığın cezayı gerektirmesi bakımından kurucu veya arttırıcı karakterde olan, yani haksızlığın örtülü unsurunu oluşturan objektif cezalandırılabilme şartları ise “görünüşte (gerçek olmayan) objektif cezalandırılabilme şartları”dır.

Bu ayrımı yapanlara göre örneğin, yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçların (m. 340-342) cezalandırılabilmesi için varlığı aranan mütekabiliyet şartı (m. 343) gerçek objektif cezalandırılabilme şartı olarak nitelendirilmektedir. Buna karşılık örneğin, belli bir mal veya hizmet satımından kaçınma suçundan (m. 240) dolayı failin cezalandırılabilmesi için bu yolla kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasının aranması ise gerçek olmayan (görünüşte) objektif cezalandırılabilme şartı olarak değerlendirilmektedir.

V. OBJEKTİF CEZALANDIRILABİLME ŞARTLARI İLE BENZER KAVRAMLAR

A. Genel Olarak

Aslında objektif cezalandırılabilme koşulları ile diğer cezasızlık sebepleri ve muhakeme koşulları arasına sınır koymak zordur. Çünkü bu kavramlar arasında net bir sınır çizilememiş ve üzerinde tam bir birlik sağlanamamıştır. Örneğin, şikâyete tabi suçlarda aranan şikâyetin objektif cezalandırılabilme koşulu mu yoksa muhakeme koşulu mu olduğu, aynı şekilde yasama bağışıklığının cezasızlık sebebi mi yoksa muhakeme koşulu olarak mı değerlendirilmesi gerektiği tartışmalıdır. Zamanaşımı kurumunun cezayı kaldıran sebep ya da muhakeme koşulu kapsamında ele alınması da yine tartışmalı bir husustur.

Konu açısından önemi gereği bu kavramların objektif cezalandırılabilme şartı ile ilişkisi açıklanmaya çalışılacaktır.

1. Şahsi Cezasızlık Sebepleri

Şahsi cezasızlık sebepleri, suçun icrası sırasında mevcut bulunan, belirli kişisel özellikler, durumlar veya ilişkilerin varlığı dolayısıyla haksızlık ve suç teşkil eden fiilden failin ya hiç cezalandırılmaması veyahut cezasında indirim yapılması sonucunu doğuran hallerdir. Cezalandırılabilirliğe ilişkin olup, unsurlar dışında kalan şahsi cezasızlık sebeplerinin veya cezayı kaldıran ya da azaltan şahsi sebeplerin varlığı halinde, işlenen fiil, suç vasfını korumakta olup, haksızlık içeriğinde herhangi bir değişiklik mevcut olmamaktadır. Ayrıca şahsi cezasızlık sebeplerinin tatbik edilebilmesi için somut olayda fail tarafından bu hususun bilinmesine gerek yoktur. 

Şahsi cezasızlık sebepleri failin cezalandırılmasına engel olan şahsa bağlı sebeplerdir. Suçun işlenmesi sırasında var olan bu sebepler, cezalandırılmamayı sağlar. Objektif cezalandırılabilme şartları ise şahsa bağlı değildir. Gerçekleşmesi halinde bundan suçun bütün failleri yararlanabilir. Öte yandan objektif cezalandırılabilme şartları, şahsi cezasızlık sebeplerinin aksine cezalandırılmamayı değil, cezalandırılmayı sağlar. Bu yönlerden şahsi cezasızlık sebeplerinden ayrılmaktadır.

Şahsi cezasızlık sebepleri, suçun işlenmesi sırasında mevcut olan ve failin cezalandırılmasına engel teşkil eden sebeplerdir. Cezalandırmaya etki eden bu sebepler, failin kimliği ile ilgili sebepler olup, onun şahsi özelliklerinden kaynaklıdır ve hakkında ceza verilmemesini gerektirir. Bu sebepler, suçlara yönelik genel bir niteliğe sahip değildir ve suç öğretisinin genel kısmında yer almamaktadır. Şahsi cezasızlık sebepleri, failin şahsi özellikleri gereği sahip olduğu cezasızlık durumlarını ifade etmesi nedeniyle objektif cezalandırılabilme koşullarından farklı bir özelliğe sahip olsa dahi, genel bir niteliğe sahip olmaması yönüyle objektif koşullara benzer bir özellik arz etmektedir. Ayrıca objektif cezalandırılabilme koşulları gibi şahsi cezasızlık sebepleri veya cezayı kaldıran ya da azaltan şahsi sebeplerin de fail tarafından bilinmesi aranmamaktadır.

Şahsi cezasızlık sebepleri mevcutsa yalnız bu sebebe sahip kişiler bu cezasızlık halinden faydalanacaktır. Objektif cezalandırılabilme şartlarında ise, koşul gerçekleşmezse söz konusu fiil, suça katılan herkes için cezasızlık sağlamaktadır. 

Şahsi cezasızlık sebepleri cezalandırılabilmenin olumsuz şartı, objektif cezalandırılabilme şartları ise, olumlu şartı olarak kabul edilmektedir. 

2. Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suçlar

“Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı TCK m.23’e göre, “bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir”. Netice sebebiyle ağırlaşmış suç, failin kast ettiği neticeden daha ağır ya da başka bir neticenin ortaya çıkması halinde söz konusu olur.

Objektif cezalandırılabilme şartları, haksızlık ve kusur dışında bulunur iken, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda haksızlığın cezalandırmayı artıran unsurlarına en azından taksirle sebebiyet verilmesi gerekmektedir. Daha ağır ve başka bir netice bakımından en azından taksirin aranıyor olması, netice sebebiyle ağırlaşmış suçların objektif cezalandırma şartı içeren suçlardan temel farkıdır. Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, meydana gelen daha ağır sonuç bakımından en azından taksir aranıp, daha ağır ceza öngörülüyorken; objektif cezalandırılabilme şartlarında ise suçun temel halinin dahi kast ve taksir ile ilgisi yoktur.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi ile ağırlaşmış sonuç arasında nedensellik bağı bulunması halinde, faile verilecek cezanın ağırlaştırılması gerekir. Başka bir deyişle, cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren bu neticeler olmasa dahi fail cezalandırılabilir. Objektif cezalandırılma şartları içeren suçlarda ise gerçekleşen netice ile fiil arasında nedensellik bağı aranmaz. Bu bakımdan, objektif cezalandırma şartları taksir veya kastın kapsamında yer almadıklarından gerçek anlamda “objektif” özellik göstermektedir. Bu yönüyle objektif cezalandırma şartı içeren suçlar, kısmen subjektif özellik gösteren netice sebebiyle ağırlaşmış suçlardan ayrılırlar. Ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ağır netice ile hareket arasında nedensellik bağlantısı kurulması zorunludur. Objektif cezalandırılabilme koşullarında ise nedensellik bağlantısı aranmaz.

3. Cezayı Kaldıran veya Azaltan Şahsi Sebepler 

Cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan ve ceza verilmemesini ya da indirim yapılmasını gerektiren sebeplerdir. Fiilin icrasından evvel failin cezalandırılmasını engelleyen bir durum mevcut değildir. 

Ancak suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan bazı şartların mevcut olması halinde cezasızlık ya da cezada indirim yapılması söz konusu olmaktadır. Cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler bu yönüyle şahsi cezasızlık sebeplerinden ayrılmakta olup, objektif cezalandırılabilme koşullarına benzer bir özellik içermektedir. Nitekim objektif cezalandırılabilme koşulları ile cezayı kaldıran veya azaltan şahsi haller fiili durumlar olmaları ve fiilin işlenmesi ile ortaya çıkmaları hususunda benzerlik göstermekte olup, şahsi cezasızlık sebeplerinden farklı bir özelliğe sahiptir. 

Objektif cezalandırılabilme koşulları ve cezalandırmayı etkileyen şahsi nedenlerin dogmatik anlamı ve suç politikası önemli tartışmalara sebep olmuştur. Bunlar birbirlerinden farklı yapılara sahip olduğu için bunlarla ilgili ortak özelliklerden bahsetmek zordur. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucunda, fiilin cezalandırılabilmesi için aranan tipiklik, hukuka aykırılık ve kusurdan oluşan üç basamaklı yapıya ait olmamakla birlikte uzak olmadıkları tespit edilmiştir.

Objektif cezalandırılabilme şartlarının mevcut olmaması, şahsi cezasızlık ve cezayı kaldıran ya da azaltan şahsi sebeplerin aksine sadece failin değil, suça katılan herkesin lehine bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda etkin pişmanlık veya gönüllü vazgeçme hallerinin cezalandırmayı etkileyen şahsi bir sebepler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, suça iştirak eden kişilerden sadece etkin pişmanlık gösterenlerin yararlanabileceği söylenebilir. 

Ayrıca Cezayı kaldıran veya azaltan şahsî sebepler, suçun tamamlanmasından sonra ortaya çıkmaktadır, ancak objektif cezalandırılabilme koşulları suçun işlenmesinden önce veya işlenme anında mevcut olmalıdır.

Objektif cezalandırılabilme koşullarının muhakeme şartından farkı:

4. Hata

Unsurlara dair hata (unsur yanılgısı), unsurlara ilişkin konularda bilgisizlik, eksik veya yanlış tasavvur anlamına gelir. Unsurlara ilişkin hata, kastı kaldırdığı için sadece kastın kapsamında olan durumlar hakkında söz konusu olabilir. Objektif cezalandırılabilme koşulları ise, failin kast veya taksiri kapsamında değildir. 

Fail bu objektif cezalandırılabilme şartlarını bilmiyor olsa veya bunların gerçekleşmeleri daha önceden öngörülemiyor olsa bile fail cezalandırılabilecektir. Buna karşılık failin bunların varlığına veya gerçekleştiğine inandığı durumlarda bu şartlar gerçekleşmedikçe, fail teşebbüsten dahi cezalandırılamayacaktır.

Bu husus, hata hükümlerinin uygulanması bakımından önem arz etmektedir. Suçun unsurlarına ilişkin hata, taksirli sorumluluk saklı olmakla birlikte kastı kaldırmaktadır (m. 30/1). Buna karşılık, somut olayda ilgili suç tipi bakımından cezalandırılabilirlik objektif bir şartın gerçekleşmesine bağlı kılınmışsa, failin buna ilişkin yanılgısı önemli değildir. Örneğin TCK’nın 240. Maddesinde düzenlenen mal veya hizmet satımından kaçınma suçundaki failin belirli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınmasının sonucundan bu durumun kamu için acil bir ihtiyaç ortaya çıkaracağında hataya düşmesinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, haksızlığın oluşması için bilerek belli bir mal veya hizmetin satımından kaçınmak yeterlidir; ayrıca bu davranışın sonucunda kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkacağını bilmeye gerek yoktur.

Bununla birlikte hata durumu mevcut olsa dahi, objektif cezalandırılabilme koşulunun gerçekleşmesi durumunda fail cezalandırılacağı için failin aleyhine sonuçlara neden olduğu ifade edilmekte olup, eleştirilmektedir.

Ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran nedenlerde hata ise, TCK m. 30/3’te düzenlenmektedir. Bu düzenlemeye göre, bu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanacaktır. Ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan haller kapsamında hukuka uygunluk sebepleri ve kusurluluğu etkileyen haller değerlendirme konusu yapılabilecektir. Bu nedenle objektif cezalandırılabilme koşulları bakımından bu hüküm uygulama alanı bulamayacaktır. 

5. Teşebbüs

Suçun unsurlarının tamamıyla gerçekleşmediği bazı hallerde faili teşebbüsten sorumlu tutmak mümkündür. Gerçekten fail, işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başladığı ve fakat tamamlayamadığı hallerde teşebbüsten dolayı sorumlu tutulmaktadır (TCK m. 35). 

Objektif cezalandırılabilme koşulu içeren suçlara teşebbüsün mümkün olup olmadığı ise tartışmalıdır. Çünkü objektif cezalandırılabilme şartı bulunan suçlarda şart gerçekleşmedikçe faile ceza verilemez. Ancak benim de katıldığım görüşe göre doktrinde aksi olanlar bulunmasına rağmen, objektif cezalandırılabilme şartını ihtiva eden suçlara da teşebbüs mümkündür. Zira objektif cezalandırılabilme şartları, suçun yapısında haksızlık ve kusurluluk alanının dışında kalmaktadır. Dolayısıyla haksızlık alanıyla ilgili bir konuyu engellemesi, yani suçu teşebbüse elverişsiz hale getirmesi mümkün değildir. Doktrinde cezalandırılabilme şartı  içeren suçların teşebbüs halinde kalmasına rağmen şartın gerçekleştiği durumlarda failin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılacağı belirtilmektedir.

Ayrıca suçun tamamlanması ve cezalandırılabilmesinin farklı kavramları ifade ettiği ileri sürülmüş olup, objektif cezalandırılabilme koşulu içeren bir suça teşebbüsün mümkün olduğu; fakat koşul gerçekleşmediği sürece teşebbüsten cezalandırılabilmenin söz konusu olmadığı savunulmuştur. Böylece fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde failin cezalandırılabilmesi, bu koşulun gerçekleşmesine bağlıdır. Bu görüşe göre, objektif cezalandırılabilme koşulu gerçekleşmiş ve fakat icra hareketleri tamamlanmamış ise, teşebbüsten sorumluluk söz konusu olacaktır

6. Suça İştirak

Suçun birden fazla kişinin katılımı ile işlenmesi halinde suç ortaklarının katkıları, sorumluluk statüleri, normatif bir değerlendirme ile belirlenmelidir. Suça iştirak türleri; faillik ve şeriklik olarak ikiye ayrılmaktadır.

Objektif cezalandırılabilme koşullarının arandığı suçlarda, koşul gerçekleşmez ise, suça katılan diğer kişilerin suça iştirakten sorumluluğu söz konusu olmayacaktır. Nitekim, objektif cezalandırılabilme koşullarının, şahsi cezasızlık sebepleri veya cezayı kaldıran ya da azaltan şahsi sebepler ile arasındaki asıl fark, iştirak hususunda ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak objektif cezalandırılabilme koşulları, fiilde mevcut değil ise, suça katılan diğer kişiler de cezalandırılmayacaktır. Diğer bir deyişle, objektif cezalandırılabilme koşullarının yokluğunda, fiil suça katılan herkes bakımından cezalandırılabilir değildir.

7. Suçların İçtimaı

Diğer yandan objektif cezalandırılabilme koşulu içeren suçlarda, aynı neviden fikri içtimaının varlığı halinde cezalandırmanın ne şekilde gerçekleştirileceği sorunu gündeme gelmektedir. Bu kapsamda da görevi kötüye kullanma suçu (TCK m.257) örnek verilmektedir. Kamu görevlisi olan failin, görevinin gereklerine aykırı davranması ve kişilerin mağduriyetine sebep olması veya kişilere haksız bir menfaat sağlaması halinde tek fiil ile birden fazla kişiye karşı bu suçun işlenmesi durumu söz konusu olabilir. Bu halde aynı neviden fikri içtimaının uygulanması tartışılmalıdır. Bu suçta yer verilen kişilerin mağduriyetine sebep olunması veya kişilere haksız bir menfaat sağlanmasının, objektif cezalandırılabilme koşulu olarak kabul edilmesi halinde, bir kişinin mağduriyetine sebep olunması ya da birden fazla kişinin mağduriyetine sebep olunması cezalandırmada bir önem arz etmeyecek olup, sadece koşulun gerçekleşip gerçekleşmemesi esas alınacaktır. 

Bu durumda görevinin gereklerine aykırı davranarak sadece bir kişinin mağduriyetine sebep olan kişi ile aynı fiil ile birden çok kişinin mağduriyetine sebep olan kişi aynı şekilde cezalandırılacaktır. Aksi durumda birden fazla kişinin mağdur olmasının temel cezanın belirlenmesinde esas alınacağı ve bu durumun failin kastı kapsamında olmayan bir koşulun daha fazla ceza verilmesine sebep olacağı ifade edilmektedir . Bununla birlikte katıldığım diğer bir görüş tarafından görevi kötüye kullanma suçunun tek fiil ile birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde aynı neviden fikri içtimaı hükmünün yaptığı yollama gereği zincirleme suç hükümlerinin uygulanması ve böylece tek ceza verilerek artırım uygulanması gerektiği savunulmaktadır. Çünkü cezaların bir amacı da toplum barışını korumak, sağlanan adalet sadece faili değil geniş anlamda suçtan zarar görenleri de tatmin etmelidir.

8. Ceza Muhakemesi Şartları

Kural olarak herhangi bir koşula bağlı olmaksızın yürümekte olan ceza muhakemesinde bazı hallerde davanın açılması veya yargılamanın devamı ve hatta bazı durumlarda soruşturmanın yapılabilmesi için dahi bir takım koşulların gerçekleşmesi aranmaktadır. Ceza davasının açılabilmesi ve yargılamanın yapılabilmesi için aranan bu koşullar, ceza muhakemesi şartları/koşulları olarak adlandırılmaktadır. 

Ceza muhakemesi koşulunun gerçekleşip gerçekleşmemesi, fiilin suç niteliğinde olması durumu ile ilgili olmayıp, muhakemenin ilerlemesi ile ilgilidir

Her ne kadar sınırı belirlemek zor olsa da Objektif cezalandırılabilme koşulları, ceza kanununda özel suç tiplerinde yer alırken muhakeme koşulları doğaları gereği CMK’ya aittir. Çünkü bu koşullar, suç kavramı dışında sadece fiilin cezalandırılabilirliği bakımından takibe alınıp alınmaması ile ilgilidir. 

Bugün hâkim olan görüş ise, objektif cezalandırılabilme koşulları ve muhakeme koşullarının birbirine tamamen yabancı kurumlar oldukları yönündedir. Benim de katıldığım görüşe göre muhakeme koşulları şekli hukuka yani muhakemenin işleyişine ilişkin, objektif cezalandırılabilme şartları ise maddi hukuka ilişkindir. Objektif cezalandırılabilme şartlarının yokluğu halinde fail hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmeli; buna karşılık muhakeme koşullarının yokluğunda, esasa ilişkin hiçbir şekilde karar verilememelidir. Örneğin, şikâyet dilekçesinin mevcut olmadığı hallerde fail hakkında cezalandırılabilirliğin mümkün olmasına rağmen, cezalandırma söz konusu olamayacaktır. Bu nedenle şikâyet bir muhakeme koşulu olarak kabul edilmelidir.

Ek olarak, objektif cezalandırılabilme koşullarının muhakeme koşullarından farkı, suçun icrası anında bulunması gerekliliği ile ilgilidir. Muhakeme koşulları, karar verilmesi anında mevcut olmalı iken, objektif cezalandırılabilme koşulları kanunda aksi belirtilmediği takdirde sonradan ortadan kalkmış olsa dahi failin fiilini gerçekleştirdiği anda mevcut olmalıdır. Objektif cezalandırılabilme koşullarının mevcut olması suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada aranır iken, muhakeme koşulları suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkmaktadır. 

Türk hukukunda objektif cezalandırılabilme koşulunun mevcut olması durumunda beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararı (CMK m.223/3,4) verileceği ileri sürülmektedir. İlgili hükümde, objektif cezalandırılabilme koşullarının varlığı halinde ne yönde karar verileceği belirtilmemiştir. Ancak bu durumda söz konusu müessese, muhakeme hukuku bakımından şahsi cezasızlık sebeplerine benzetilmekte ve “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilebileceği kabul edilmektedir.

Objektif cezalandırılabilme şartları ve muhakeme koşulları arasındaki ayrıma dair yukarıda yer verilen koşulun formüle ediliş şekli, maddi hukuk-şekli hukuk ayrımı, şarta dair düzenlemenin bulunduğu yer, şartın mevcut olması gerektiği zaman, fail dışında bir kişi veya organın iradesine bağlı olma, koşulun varlığı halinde verilecek karara ilişkin belirlemeler, bir koşulun objektif cezalandırılabilme ya da muhakeme koşulu olması konusunda yorum yaparken kullanılabilir. Ancak bunlar tek başına belirleyici bir kriter olarak değerlendirilemez.

VI. OBJEKTİF CEZALANDIRILABİLME KOŞULLARININ DÜZENLENDİĞİ YER

Türk Ceza Kanunu’nun birinci kitabını oluşturan genel hükümlerin düzenlendiği ilk yetmiş beş maddesinde objektif cezalandırılabilme koşullarına açık bir şekilde yer verilmediği için bu koşulları, Kanun’un ikinci kitabında yer alan her bir suç tipi bakımından uygulamak mümkün değildir. Bu nedenle, kanuni tipten yola çıkarak, kanun koyucunun ilgili suç tipinde cezalandırılabilmeye ilişkin olarak objektif nitelikte bir koşula yer verip vermediğini münhasıran incelemek gerekir (örneğin TCK m. 240 “mal veya hizmet sunumundan kaçınma” suçunda “kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkması” objektif cezalandırılabilme şartının yer aldığı suçlardandır.).

VII. HANGİ AŞAMADA İNCELENMELİDİR

Bu koşullar, failin kastı ve taksiri kapsamında olmayan ceza hukuku özel hükümler bölümüne ait ceza normlarında yer alan objektif özelliklerdir. Objektif cezalandırılabilme koşullarının suçun unsurları dışında yer aldığını, fakat unsurlarla sınırlı da olsa da bir bağlantı içerisindedir. 

Bu koşulların, suç sistematiğindeki yeri, aynı zamanda olayların çözümü esnasında nerede incelenecekleri ile ilgilidir. Benim de kabul ettiğim görüşe göre, objektif cezalandırılabilme şartlarının tipiklik eklentisi olarak değerlendirilmeleri durumunda, tipikliğin objektif ve sübjektif unsurlarından sonra, hukuka aykırılık unsurundan önce incelenmelidir. 

Ancak bir diğer görüş objektif cezalandırılabilme koşullarının suç unsurlarının dışında kaldığını kabul ettiğinden bu şartların suçun unsurlarından veya kusurluluk değerlendirmesinden sonra incelenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Ancak objektif cezalandırılabilme koşullarının manevi unsurlardan sonra incelemesi, suç sistematiğinde pratik bir sonuç doğuracaktır. Eğer objektif koşul gerçekleşmemiş ise, bu durumda tipiklikten sonra incelenen hukuka aykırılık unsuru ve kusur incelemesi yapılmasına gerek kalmayacaktır. Aksi takdirde objektif koşul gerçekleşmemiş olsa dahi tipiklik, hukuka aykırılık ve kusur incelemesi yapılacaktır. Bu nedenle, objektif cezalandırılabilme koşullarının tipiklik eklentisi olarak değerlendirilmesinin hem bu koşulların tipiklik ile olan yakın ilişkileri hem de doğurduğu pratik sonuç nedeniyle makul olduğu söylenebilir.  Neticede objektif cezalandırılabilme şartları failin cezalandırılmasını amaçlamaktadır ve yokluğunda fail cezalandırılamayacağından ve suçun unsurlarından bağımsız olduğundan tipikliğin objektif unsurlarından sonra incelenmesi yerinde olacaktır.

Suç yapısında objektif cezalandırılabilme koşullarının yeri, tipiklik eklentisi olarak değerlendirilmesi durumunda şu şekilde olmalıdır: 1. Tipiklik (a. objektif unsurlar b. sübjektif unsurlar), 2. Objektif cezalandırılabilme koşulları, 3. Hukuka aykırılık, 4. Kusur. 

VIII. ZAMANAŞIMI

Bir suç ile ilgili kanunda öngörülen süreler içinde davanın açılamaması veya sona erdirilememesi halinde dava zamanaşımı söz konusu olur. Ceza zamanaşımı ise, hükmün kesinleşmesinden sonra belirli bir sürenin geçmesi halinde cezanın infaz edilememesi durumunda mevcuttur. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken zamanaşımı türü dava zamanaşımıdır. Çünkü ceza zamanaşımında objektif cezalandırılabilme şartı gerçekleşmiş ve hüküm kesinleşmiştir.

Objektif cezalandırılabilme şartını gerektiren suçlarda işlenen fiil ancak şartın gerçekleşmesi halinde cezaya layık bir haksızlık (suç) oluşturmakta ve ceza hukukunun ilgi alanına girmektedir. Bu durumda suçun işlendiği tarih esas alınmalı ve zamanaşımı süresi, bu tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır. Aksi yorum, kanunilik ilkesinin ihlali anlamına gelecektir. Buna göre, objektif cezalandırma koşulu içeren suçlarda zamanaşımının başlangıcı için suçun işlendiği an esas alındığı takdirde, objektif koşulun gerçekleşmesi beklenmeyecektir. Suç, maddi unsurların gerçekleştiği anda işlenmiş sayılacak ve sürenin hesaplanmasında da maddi unsurların gerçekleştiği an dikkate alınacaktır

IX. SORUŞTURMA AÇILMASI

Katıldığım görüşe göre Soruşturma evresinde söz konusu koşulların gerçekleşmediği tespit edildiği takdirde kamu davasının açılması mümkündür. Buna göre, soruşturma evresinde suçun işlendiğine dair yeterli şüphenin mevcut olması halinde koşulun gerçekleşmemesine rağmen Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyecektir. Çünkü objektif cezalandırılabilme şartları oluşmasa dahi suçun unsurları tamamlanmışsa esasen suç oluşmuştur ancak cezalandırılamamktadır. Bu sebeple iddianamenin düzenlenebilmesi için aranan yeterli şüphe aslında oluşmuştur. Ayrıca objektif cezalandırılabilme şartları muhakeme koşulu değildir ve muhakemenin yürüyüşü ile ilgili değildir.

Ancak diğer bir görüş tarafından, soruşturma veya kovuşturma yapılmasının objektif cezalandırılabilme koşulunun gerçekleşmesi ile mümkün olduğu savunulmuştur. Çünkü objektif cezalandırılabilme şartları, muhakeme şartı olmadığından soruşturma açılabilir.

X. GÜVENLİK TEDBİRLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Objektif cezalandırılabilme şartları gerçekleşmemiş olsa dahi, suç niteliğinde fiilin mevcut olduğu düşünüldüğü takdirde güvenlik tedbirlerinin uygulanması söz konusu olabilir. Bununla birlikte objektif cezalandırılabilme koşulları, işlenen fiilden dolayı kişinin cezalandırılabilmesi ile ilgili olup, koşul gerçekleşmediği takdirde cezalandırmaya engel teşkil etmektedir. Ancak güvenlik tedbirleri, yine bir ceza hukuku yaptırımıdır; fakat bu tedbirler teknik anlamda ceza değildir

XI. OBJEKTİF CEZALANDIRILABİLME ŞARTI İHTİVA EDEN BAZI SUÇLAR

Objektif cezalandırılabilme şartlarına aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür.

Bir kimsenin hileli iflas veya taksirli iflas suçlarından dolayı cezalandırılabilmesi için somut olayda iflasa karar verilmelidir (TCK m. 161, 162). Burada “iflas kararının verilmesi” objektif cezalandırılabilme şartıdır.

Kişinin mal veya hizmet sunulmasından kaçınma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için, belli bir mal veya hizmeti sunmaktan kaçınmak suretiyle kamu için “acil bir ihtiyacın ortaya çıkması” (objektif cezalandırılabilme şartı) gerekir. (TCK m. 240) 

Somut tehlike suçlarında failin cezalandırılabilmesi için, suçun kanuni tanımındaki fiilin yanı sıra, somut tehlikenin gerçekleşmesi gerekir. Örneğin TCK m. 170 vd. 

TCK’nın İkinci Kitap Dördün Kısım “Yabancı Devletlerle Olan İlişkilere Karşı Suçlar” başlıklı Sekizinci Bölümü altında yer alan suçlardan dolayı cezalandırma “karşılıklılık koşulun” bağlanmıştır. (TCK m. 343). Görüldüğü üzere bu bölümde yer alan suçların tüm unsurlarının gerçekleşmesi kişinin cezalandırılabilmesi için yeterli değildir. Ayrıca “mütekabiliyet şartının” varlığı aranır.

XII. SONUÇ

Objektif cezalandırılabilme şartı kavramının suçun unsurları dışında yer alması ve gerçekleşmediği takdirde failin haksızlık ve suç teşkil eden fiilden dolayı cezalandırılmasının engellendiği durumlardır.

İşlenen fiil haksızlık teşkil etme özelliğini taşımakla birlikte, objektif cezalandırılabilme koşulu içeren suçlarda bu koşulun gerçekleşmemesi durumunda bir ceza yaptırımına başvurulamaz. Ayrıca, objektif cezalandırılabilme koşulları, belirli bir kişiyle sınırlı olmayıp, suça iştirak eden tüm suç ortakları açısından cezasızlık sonucuna yol açar.

İşlenen bir suçta bu anlamda objektif bir cezalandırılabilme koşulunun mevcut olup olmadığı, ancak ilgili suç tipinin yorumu ile belirlenebilir.

Kanunun, bir hareketin cezalandırılmasını objektif nitelikte bazı koşulların gerçekleşmesine bağlı tutmasının nedeni, suç politikasına, özellikle de ceza ekonomisine dayanır. 

KAYNAKÇA

ERDEM Mustafa Ruhan, ÖZTÜRK Bahri, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik

Tedbirleri Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara, 2014,

KOCA Mahmut, ÜZÜLMEZ İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınları, Ankara, 2014

ÖZBEK Veli Özer, KANBUR Nihat, BACAKSIZ Pınar, DOĞAN Koray, TEPE İlker, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, Ankara, 2010

ARTUK Mehmet Emin, GÖKCEN Ahmet, YENİDÜNYA A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014

ALACAKAPTAN Uğur, Suçun Unsurları, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 372, Ankara, 1975   

BEKAR Elif, Objektif Cezalandırılabilme Koşulları Bağlamında Türk Ceza Kanunu’nda Yer Alan Suçlar Doktora Tezi, İstanbul, 2016 

ERSOY Uğur, Türk ve Alman Ceza Hukuku Sistemlerinde Kusur Prensibinin Kapsamı ve Objektif Cezalandırılabilme Şartlarının Kusur Prensibi İle (http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-109-1327)

SAÇ Özgür, Objektif Cezalandırılabilme Şartları, 2017 (http://sac.av.tr/objektif-cezalandirilabilme-sartlari/)

www.mevzuat.gov.tr/

www.tdk.gov.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.